İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

1876-1878 – I.Meşrutiyet

Son güncelleme tarihi 07/06/2026

19.yüzyılda Osmanlı devleti sürekli toprak kaybediyor, iç ve dış borçlar arttıkça artıyor, borç karşılığı yabancı kişi ve devletlere sürekli yeni ayrıcalıklar veriliyordu. 1860’larda bir aydın hareketi olarak Genç Osmanlılar (Jön Türkler) ortaya çıktı. Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlar Osmanlı İmparatorluğu’nun meşrutiyetle yönetilmesi gerektiğini savunuyorlardı, görüşleri hoşa gitmeyince yurtdışına kaçmak zorunda kaldılar.

1875’te Abdülaziz devrinde borçların ödenemeyeceği duyurularak moratoryum ilan edildi. Osmanlı devletinin ana geliri ve ihraç maddesi olan altı hammaddenin geliri, on sene boyunca borç karşılığı Galata bankerlerine bırakıldı (Rüsum-u Sitte İdaresi) Geriye devletlerle alakalı borçlar kalıyordu.

Padişah Abdülaziz, 30 Mayıs 1876’da gerçekleştirilen hükümet darbesiyle tahttan indirildi, eşleriyle birlikte önce Topkapı Sarayı’na götürüldü, oradan güvenlik endişesi nedeniyle Feriye’ye taşındı. Yağmurlu havada açık kayıkla şalı bile üzerinden alınarak götürülen karısı Neşerek Hanım, bazı hatıratlara göre hamileydi, hastalandı, mücevherleri çalındı, on gün sonra 28 yaşında öldü. Kardeşi, aslen soylu olan Çerkes Hasan Bey intikam yemini etti.

Abdülaziz gözaltında tutulduğu Feriye Sarayı’nda beş gün sonra ölü bulundu. Yıllarca intihar ettiği iddia edildi. Öyle olmadığı resmi kayıtlarla meydana çıktı. İddialara göre Serasker Hüseyin Avni Paşa’nın adamları tarafından – yüksek memurların onayıyla – öldürülmüştü. Sultan Abdülaziz, iri yarı, uzun boylu bir adamdı. 3-4 pehlivan suikastçı tarafından zaptedilerek bilekleri kesilmişti. Pehlivanlar Feriye Sarayı’na önceden bahçıvan diye işe alınmış, aylık yüzer altın lira maaş bağlanmıştı, ki o dönem için astronomik bir paradır. Serasker Hüseyin Avni Paşa sabah kahvaltısını ederken, sultanı cansız bulan kadınlardan yükselen feryatların İstanbul Boğazı’nı bile aşması üzerine, nasılsa hemen hangi evden geldiğini anlamış, ne kulak var adamda, saniyesinde beş çift kayık hazırlatarak Paşalimanı’ndaki yalısından Ortaköy’e on dakikada kürek gücüyle gelmiş, Sultan Abdülaziz’in cenazesini yerinden kaldırtıp civardaki askeri polis karakoluna naklettirmiş, erlerin ot yataklarından birinin üstüne koydurup, üzerine pencerelerden birinden koparılan âdi bir perde örttürmüş, doktorların inceleme yapmasına engel olmuştu.

Çerkes Hasan Bey, ablasının ve sultanın intikamı adına 15 Haziran akşamı Hüseyin Avni Paşa’yı bir toplantıda basarak öldürdü. Yakalanarak asıldı. 26 yaşındaydı. Ve bu kadar kandan özgürlük çıkmayacaktı.

V.Murat tahta geçiyor
Öldürülen Sultan Abdülaziz’in yerine saftirik yeğeni V.Murat geçti. Yabancı dili çok iyi, uluslararası ilişkilerde zorluk çekmeyen, sevilen, yakışıklı, biraz alemci adamdı. İngiltere Kraliçesi Victoria’yla görüşmüş, takdir toplamıştı. Ona özel davetler bile verilmişti. Namık Kemal ve Ziya Paşa’yla arkadaştı. Ülkenin özgürlük ve ekonomik kalkınma taleplerine cevap verebilirdi. Fakat amcasının suikaste kurban gittiğini biliyordu ve hassas bir insandı, üzgündü. Tahta geçince sarayda “Amcam Abdülaziz’i öldürdüler” diyerek söylendi. Gerçeğin açıklanması bazı kimselerin işine gelmemişti. Olayın faili Hüseyin Avni Paşa zaten ölmüştü fakat tek fail o değildi.

V. Murat’ın bir üvey kardeşi vardı, yobaz, karga burunlu, sinsi bir kardeş. Adı Abdülhamit’ti. Abdülhamit, amcasının yasını tutan ağabeyinin akıl hastası olduğunu iddia etti. İdareyi geçici olarak saygı duyulan devlet adamı Mithat Paşa devraldı. Şehzade Abdülhamit, hemen doktor raporuyla “tedavi edilemez” diyerek ağabeyi Padişah V.Murat’ı Çırağan Sarayı’na kapattırdı. V. Murat sadece 93 gün tahtta kalmıştı. Kimse 93 günde kafayı yemez.

II.Abdülhamit, 31 Ağustos 1876’da ağabeyi yerine tahta geçti. Yıldız Sarayı’na yerleşti. Ağabeyi iyileşirse idareyi geri vereceğine ve Meşrutiyet’i ilan edeceğine dair Mithat Paşa’yla sözleşme imzaladı. (Maslak Mukavelesi-Maslak Ahidnamesi). 23 Aralık’ta Abdülhamit, Maslak Mukavelesi gereği Meşrutiyeti ilan etti. Hemen sevinmeyin.

I.Meşrutiyet
Mithat Paşa Meşrutiyet’in öncülerinden biriydi, meclis toplandı. Mithat Paşa Meclis Başkanı oldu, güvenilir bir devlet adamıydı, eski sadrazam, Tuna, Aydın, Bağdat ve Suriye Valisi’ydi, Emniyet Sandıkları‘nı kuran oydu. Kanun-i Esasi (Anayasa) ilan edildi. Kanun-i Esasi uyarınca iki kanatlı bir parlamento Meclis-i Umumi (Genel Meclis) oluşturuldu. Parlamentonun hiçbir şekilde padişahı denetleme veya kısıtlama yetkisi yoktu. Padişah istediği zaman feshedebilirdi, istediği vekili sürdürebilirdi, istemediği konuları mecliste görüştürmezdi. Muhalifleri yatıştırmak için kağıt üzerinde açılmış bir meclisti. Üyeleri seçim yoluyla belirlenen meclise Meclis-i Mebûsan, atama yoluyla belirlenene Meclis-i Âyan deniyordu. Âyan Meclisi’nin başkan ve üyeleri doğrudan padişah tarafından atanıyordu. Genel Meclis padişahın buyruğuyla Kasım’da açılıyor, Mart başında kapanıyordu.

Maslak Mukavelesi ve Mithat Paşa
Yetkileri hiç kısıtlanmamış olsa da, başka bir iradenin varlığı karga burunluyu gıcık etmeye yetti. Hele o Meclis Başkanı sıfatıyla karşısına dikilen ahlak timsali Mithat Paşa yok mu…Onunla Maslak’ta anlaşma imzalamıştı ama belgenin aslını bulamıyordu, kimde olduğunu da bilmiyordu. Ya ağabeyi ileride iyileşirse ve biri belgeyle ortaya çıkar, “çekil” derse? Belgeyi sakladığını düşündüğü birkaç kişiyi binbir iftirayla sürdürüp yıllarca takip ettirdikten sonra son ihtimal Mithat Paşa’da olduğunu duydu. İşini şansa bırakamazdı. Tüm bu dolapları, devleti Mithat Paşa’ya hediye etmek için mi çevirmişti! Hayır efendim hayır! Mithat Paşa yoldan çekilmeliydi.

Amcası Abdülaziz’in ölümüyle ilgili soruşturma açtırdı, Mithat Paşa esas sanık sayıldı. Sanıklardan işkenceyle uydurma ifadeler alındı. Mithat Paşa (ve başka devlet adamları) iki günde yargılanarak idama mahkûm edildi, cezası karga burunlu tarafından ömür boyu hapse çevrildi, paşa Tâif kalesine gönderildi. Sayısız başarısız girişimin ardından 1884’te Hicaz Valisi tarafından boğularak öldürüldü. Aynı gece onunla aynı zindanda tutulan bir diğer muhalif paşa da infaz edildi, dede Abdülmecit’in kızkardeşi Cemile Sultan’ın kocası Mahmut Celalettin Paşa.

II.Abdülhamit tahttaydı, oysa halk ev hapsinde tutulan V.Murat’ı unutmamıştı. 1878’de V. Murat’ın 400-500 kadar taraftarı, başlarında Ali Suavi’yle Çırağan’da hapis tutulan eski padişahı kurtarmaya çalıştılar ama başarılı olamayıp katledildiler. Katliamda başrol oynayan, okuma yazma dahi bilmeyen Hasan Çavuş, Paşa yapıldı, Yedi Sekiz Hasan Paşa ünvanı kazandı, Yıldız’daki karakol “Yıldız mezbahası” adıyla anılmaya başlandı. Tahtın gerçek varisi V.Murat, 1904’te 64 yaşında ölene dek Çırağan’da hapis tutuldu. Kendisi hadi sahiden deliydi desek, ki o da şüpheli, hapsedilen annesi ve çocukları da mı deliydi?

Abdülhamit artık rakipsiz
Amca katili, paşa katili, kardeş iftiracısı II.Abdülhamit nihayet rakipsizdi. Sadece rakipsiz mi? Yobazdı, şizofrendi. Tahta kanla çıktığı için herkesin kendisini tahttan indirmeye çalıştığını düşünüyor, gününü ve gecelerini sanrılar içinde geçiriyordu. Lakabı Kızıl Sultan’dı. “Ya siviller isyan ederse? Jurnal teşkilatı kurup hepsini hapsettireyim, sürdüreyim. Ya asker silahla kapıma dayanırsa? Ordunun silahlarını bıraktırayım. Donanmanın silahlarını söktürüp Haliç’te çürümeye terkedeyim.” dedi. “93 Harbi” denen Osmanlı-Rus Savaşı’ndaki yenilgiyi gerekçe göstererek 14 Şubat 1878’de Meclis-i Mebusan’ı süresiz kapattı. Kardeşi V.Murat, yazdığı mektuplarında onun bu saldırgan siyasetini eleştiriyor, Osmanlı Devleti’nin çöküşüne seyirci kaldığını söylüyordu.

Hafiye, jurnal, sürgün, sansür

II. Abdülhamit yalakalarına bol keseden mal mülk dağıtır, maaşa bağlar, muhalifleri ise sürdürür, hapsederdi. Yıldız Sarayı’nın yolsuz devlet memurlarını boynundan, göbeğine kadar madalya ve nişanlarıyla donatırdı. Sarayın ayrıcalıklı nazır ve paşalarına yaklaşık 300-600 Osmanlı lirası maaş ödenirken, Makedonya’da çete savaşlarında iki üç ay gecikmeli ödenen teğmenin maaşı 10 – 20 lira arasındaydı. Devlet memurları hakkındaki rüşvet, yolsuzluk iddialarını asla dikkate alınmaz, onlardan sadece pis işlerini yapmalarını beklerdi.

Abdülhamit’in korku saltanatı dört temel kavram etrafında şekillenmişti: hafiye (dedektif), jurnal (gizlice haber uçurma), sürgün ve sansür. Sansür, 1877 tarihli Sıkıyönetim Nizamnamesi ile kurumsallaştı. Padişahın sağlığı, devletin ekonomik durumu hakkında olumlu haber yapma zorunluluğu vardı; toprak kayıpları ve yabancı devletlerdeki suikast veya isyan gibi olayların, devlet görevlileri hakkında hırsızlık, zimmetine para geçirme, cinayet gibi yüz kızartıcı fiillerle ilgili suçlamaların yazılması, çizilmesi kesinlikle yasaktı. (II.Abdülhamit, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1.592.806 km² toprak ile en çok toprak kaybeden padişahlarından biridir). Gazeteler bile basılmadan önce teker teker denetlenir, sarayca beğenilmeyen yerler silinirdi. Padişah istediği gazeteyi kapatabilirdi. Yasaklanan birçok kitap 1902’de Çemberlitaş Hamamı’nda yakıldı. Matbaayı Amire (Devlet Matbaası) kapatıldı.

Hıfzı Topuz’un 1973’te yazdığı ‘100 Soruda Türk Basın Tarihi’ne göre, Abdülhamid’in sansür memurlarının elinde yazılı bir kural kitabı olmasa da örneğin şu 40 kelimenin kullanılması yasaklanmıştı: Grev, suikast, ihtilâl, anarși, sosyalizm, dinamo, dinamit, infilâk, kargaşalık, hâl (hükümdarın tahttan indirilmesi), kıtal (vuruşma), Kanun-i Esasi (anayasa), hürriyet, vatan, müsavat (eșitlik), Bosna, Hersek, Makedonya, Girit, Kıbrıs, Yıldız (Abdülhamid’in kaldığı Yıldız Sarayı’nı çağrıştırdığı için), büyük burun (Abdülhamid’in burnunu çağrıştırdığı için), kardeş, Murat (Abdülhamid’in rakibi sayılan kardeşi, veliaht sultan Murat’ı andırdığı için), istibdat, beynelmilel (uluslararası), veliaht, cumhuriyet, mebuslar, Ayan azası (Abdülhamid’in dağıttığı Osmanlı Ayan Meclisi’nin üyeleri), bomba, Mithat Pașa, Kemal Bey (özgürlükçü fikirleri savunan Namık Kemal), inkılâp, tahtakurusu (yanlışlıkla “tahtı kurusun” diye okunabileceği için), “O = AH” (kimyayla ilgili yazılarda geçen bir formül olsa da “Sıfır eşittir Abdülhamid” olarak da algılanabileceği için), hasta (Avrupa’nın Osmanlı’ya taktığı “hasta adam” lakabını çağrıştırdığından) vb. Liste uzayıp gidiyor, sansürlenecek sözlerin tam listesini aslında kimse, hatta sansürcüler bile bilmiyordu.

1881’de yabancı devletler, dış borcun ödenmesini sağlamak üzere devlet bütçesine doğrudan müdahale yetkisine sahip Düyun-u Umumiye İdaresi (Genel Borçlar İdaresi) ile Reji İdaresi’ni kurdular. Devletin ana gelirleri olan tütün, tuz ve kahvenin tüm geliri 30 sene boyunca Reji İdaresi’ne devredildi. Tüm alımı Reji yapıyor, alım fiyatlarını Reji belirliyordu. Reji polisi, iki parça tütününü kaçırmak isteyen çiftçiyi acımadan öldürecek kadar gaddardı.

Sansür ve baskı nedeniyle birçok aydın ve gazeteci yurtdışına kaçtı veya sürüldü, çoğu yurtdışından haber takip etmeyi sürdürdü. Saraya yaranmak için herkes birbiri hakkında yüzde 99’u yalan iftiralar atıyor, karşılığında saraydan para alıyordu. Onbinlerce, belki yüzbinlerce vatandaş kanıtsız hapse atıldı, malları müsadere edildi (el kondu). Islahat tavsiyeleri ve Asaf mahlasıyla yazdığı hicivler hoşa gitmeyince, bizzat II.Abdülhamit’in kız kardeşi Seniha Sultan’ın kocası ve Adalet Bakanı Mahmut Celalettin Paşa’nın bile hayatı tehlikeye girdi, iki oğluyla birlikte yurtdışına kaçtı. Mahmut Celalettin Paşa, geri dönmesine dair talepleri reddettikçe hakkında yayılan iftiralar daha da iğrençleşti. Paşa kendi sözleriyle, önerilen ıslahatların yüzde 10’u bile yapılsa dönüp el etek öpmeye razıydı. Ama ıslahata Abdülhamit razı değildi, yetmedi Paşa hakkında idam kararı çıkarttı. Mahmut Celalettin Paşa yıllarca büyük maddi zorluklar çekti, kendi neredeyse aç gezdiği halde muhalif basına destek olmayı sürdürdü. Güvenlik nedeniyle o ülkeden o ülkeye taşındıktan sonra 1903 yılında gurbette öldü. Yalnızca 48 yaşındaydı. Abdülhamit ölüyü bile rahat bırakmadı, cenazenin zorla İstanbul’a getirilmesi için dolaplar çevirdi. Tutmadı. Paşanın naaşı ancak II.Meşrutiyet’in ilanından sonra oğulları tarafından İstanbul’a getirilebilmiş, sevgi dolu halkın arasından son istirahatgâhına uğurlanmıştır.

34 milyon Osmanlı vatandaşına zulmeden padişah, tüm kötülüklerinin yanında, ziyarete gelen Alman İmparatoru’na 250 bin altın hediye etmekte, büyücü hocaları beslemekte, tahtın varisi olan diğer kardeşi Mehmet Reşat’ı ev hapsinde tutmakta, kendisine şirin şakalar yapanlara anında 500 altın hediye etmekte sakınca görmüyordu. Karga burunlu egoist yobaz, koskoca devleti kendi geri, kara, minik dünyasına benzetti. Yeni başlayan İstibdat Devri 33 sene sürecekti ve şimdiye kadar yaptıkları solda sıfır kalacaktı.

TDK’ya göre İstibdat: Uyruklarına hiçbir hak ve özgürlük tanımayan sınırsız monarşi.

* Aynı devirde yaşamış Mahmut Celalettin Paşa isminde üç farklı kişi vardır. İkisi damat, biri bestekardır.

Kaynakça:
. İki Devrin Perde Arkası-Teşkilat-ı Mahsusa Başkanı Hüsamettin Ertürk, Samih Nafiz Tansu, İlgi Kültür Sanat, İstanbul 2016 
. Hareket Ordusu ve Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal, Zekeriya Türkmen, 10 Şubat 2021, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/617/Hareket-Ordusu-ve-Kurmay-Y%C3%BCzba%C5%9F%C4%B1-Mustafa-Kemal
. https://tr.wikipedia.org/wiki/Birinci_Me%C5%9Frutiyet
. https://tr.wikipedia.org/wiki/Ne%C5%9Ferek_Kad%C4%B1nefendi#cite_note-14
. II. Abdülhamit sansürü, 07.08.2024, Sinan Meydan, https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/sinan-meydan/ii-abdulhamit-sansuru-2235297
. https://www.journo.com.tr/haberlerdeki-yasak-kelimeler-sansur
. https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87erkes_Hasan
. "Tarihten Sahifeler. Bir Osmanlı veliahdine dair bazı notlar" başlıklı kupür, Halûk Y. Şehsuvaroğlu, https://istanbulansiklopedisi.org/handle/rek/27654
. . "Yıldız Sarayı'nı Sarsan Hadise: Damad Mahmut Paşanın Avrupaya Geçişi ve Sultan Hamide Karşı Rejim Mücadelesi" konulu dergi sayfası, Tevfik Nevzat Çağdaş, https://istanbulansiklopedisi.org/handle/rek/28224
. Abdülaziz maddesi, İstanbul Ansiklopedisi, Reşat Ekrem Koçu, https://istanbulansiklopedisi.org/handle/rek/2798
. II. Abdülhamid ve Osmanlı Maliyesinin İflası, 24.05.2022, Mahfi Eğilmez, https://www.mahfiegilmez.com/2022/05/ii-abdulhamid-ve-osmanl-maliyesinin.html
. II. Meşrutiyet öncesinde aydınlar ve madalyalı vurguncular, 26.11.2021, İsmail Bozkurt, https://www.bodrumgundem.com/2021/11/26/ii-mesrutiyet-oncesinde-aydinlar-ve-madalyali-vurguncular-ismail-bozkurt-bodrum-gundem-yazilari/
. Yıldız ve Jön Türkler, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Gizli Tarihi, Süleyman Kani İrtem, Temel Yayınları, İstanbul 1999

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir