Son güncelleme tarihi 16/08/2026
Katil ve iftiracı II.Abdülhamit’in korku saltanatı 33 yıldır dört yöntemle sürüyordu: Hafiyelik (dedektiflik), jurnalcilik (genelde iftira), sürgün ve sansür. Verilen sürgün cezalarının ardı arkası kesilmiyordu. Sürgün yeri olarak seçilen Şam, Tayf, Yemen, Basra ve Fizan şehirleri, en ücra, en ağır çöl koşullarına sahip yerlerdi. Çoğu sürgün, hastalıktan hayatını kaybediyordu. Postanelere verilen talimatlar uyarınca şüpheli görülen mektuplar açılır, saraydaki baş jurnalci Arap İzzet Paşa’ya gönderilirdi. Aynı şekilde yüksek devlet memurlarına gelen mektuplara okunmak üzere el konurdu.
“Yaşasın hürriyet, adalet, müsavat, hamiyet
Kahrolsun istibdad! Kahrolsun zulüm”
“Yaşasın hürriyet, adalet, eşitlik, vatan; kahrolsun diktatörlük, kahrolsun zulüm.” 1889’da Askeri Tıbbiye Mektebi’nde bu gidişe bir dur diyebilmek için İttihad-ı Osmani adlı gizli bir cemiyet kuruldu. Cemiyet kısa sürede öğrenciler, askerler ve devlet memurları arasında yayıldı. İttihat ve Terakki ismini alarak muhalif bir güç haline geldi. Abdülhamit elbette onların da ensesindeydi, cemiyet sıklıkla ülke değiştirmek zorunda kaldı.
1895 yılında alınan jurnal üzerine Harp Okulu basıldı, öğrenciler gece yataklarından kaldırılıp öğretmen ve subaylarla birlikte hapsedildi, Şam ve Yemen’e sürgüne gönderildi. 1897’de yine öğrenciler, gösteri yapacakları gerekçesiyle jurnallenip tutuklandılar. Tıp ve Harbiye öğrencilerinden, doktor, mühendis, siviller ve memurlardan oluşan 630 kişi tutuklandı, onlara özel kurulan Taşkışla Divan-ı Harbi’nde yargılandı, on üçü idama, yirmi ikisi müebbet kürek mahkumluğuna, diğerleri 20 seneye kadar çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı. 78’i Şeref adlı vapura bindirilerek Fizan’a sürüldüler. Bu kişiler tarihte “Şeref kurbanları” adıyla anılır. II.Abdülhamit, bizzat kurdurduğu mahkemede mahkum edilenlerin cezasında bir kademe indirim yapıp babacanlık (!) gösterdi. Yine 1902’de askeri tıp okulu öğrencileri çeşitli işkencelere uğradıktan sonra sürüldüler. Öğrenciler sadece gazete bulundurdukları için bile sürülüyordu. Kabasakal Mehmet Paşa’nın muhalif öğrencileri gizlice öldürttüğü söyleniyordu.
Sansür ve baskı yüzünden muhaliflerden kaçabilenler yurtdışına kaçmıştı. Abdülhamit yurtdışına kaçanları takip için ayrıca sinsi bir yöntem geliştirmişti: Sarayca kurulan plana göre bazı hafiyeler İstanbul’ da önce güya hapsediliyordu. Hafiyeler daha sonra Avrupa’ya kaçmayı başaran aydınlar gibi görünerek Jön Türkler’in arasına sızıyor, jurnallerini Osmanlı elçiliğine iletiyordu. Gurbette jurnallenen kişiler gıyabında yargılanır, savunma şansı verilmez; idama, küreğe filan mahkum edilirdi. Aydınlar, öğrenciler ve Mustafa Kemal gibi genç kurmay subaylar ancak yurtdışından gizlice getirttikleri gazeteler sayesinde genel durum hakkında bilgi alabiliyorlardı. Abdülhamit, yurtdışında da zebani gibi takibi sürdürüyor, devletlere baskı yapmak suretiyle muhaliflerin iadesi, sınırdışı edilmesi, yayınların durdurulması için uğraşıyordu.
Mustafa Kemal gibi aydınlar, ancak yurtdışından gizlice getirttikleri gazeteler sayesinde genel durum hakkında bilgi alabiliyorlardı.
Mustafa Kemal henüz askeri okuldayken idareyi eleştirmeye başladığından, mezun olur olmaz tutuklanıp aylarca hapis yattı, Şam’a sürüldü. Şam’da görev yaparken Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kurdu. Cemiyetin bir şubesini de Selanik’te açtı, 1907’de bu cemiyet İttihat ve Terakki’ye katıldı.
Osmanlı ülkesi içinde toprak kaybı, sürgün, borç, sayısız şehit, cinayet, iftira, jurnal, rüşvet, hırsızlık hakkında yerli basında tek kelime çıkamazken, gerçekte şunlar oluyordu: İmparatorluk 1.6 milyon km² toprak kaybetmişti (günümüz Türkiyesi’nin yüzölçümünün iki katı). Kaybedilen bölgelerde yaşayan yüzbinlerce Müslüman başka ülkelere sığınmaya çalışıyor, çoğu yolda açlıktan ve hastalıktan can veriyordu. Ordu perişan haldeydi, askerin ve memurun maaşları ödenemiyordu. Donanmanın silahları sökülmüş, Haliç’te çürüyordu. 26 Ağustos 1896’da Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnaksutyun) üyesi bir grup militan, İstanbul Galata’daki Osmanlı Bankası genel müdürlük binasını ve Babıali’yi (hükümet binası) silah zoruyla ele geçirdi. Osmanlı Bankası’nda insanlar öldürüldü. Saldırganlar saatler sonra zaptedildi. Rus tebası sayıldıklarından yargılanmayarak Rus gemisiyle kaçırıldılar.
1905’te Ermeni Devrimci Federasyonu, Abdülhamit’e bombalı suikast yapması için Avrupalı bir anarşistle anlaştı. Amaç suikastten sonra İstanbul ve İzmir’i karıştırmak, ardından asayişin sağlanması için yabancı devletlerin müdahalesini istemekti. Yurtdışında zaman ayarlı bombalı at arabası imal edilip parça parça gümrükten geçirildi, Cuma selamlığı sonrası Yıldız Hamidiye Camii önünde patlatıldı. Abdülhamit lafa daldığı için bomba erken patladı, o hariç 26 kişi ve arabanın atları öldü, 58 kişi yaralandı.
Çünkü o, iftirayla asılıp sürülen, sahipsiz bir Osmanlı tebaası, bir sarf malzemesi değildi.
Abdülhamit’ten usananlar sadece yabancılar değildi, bizzat Osmanlı tebaası Türkler, örneğin yiyeceğine zehir katarak onu zehirlemeyi sadece düşünmüş, plan ortaya çıkınca bu kişiler çöle sürülmüştü. Devlet memurları arasında suikast planı yaptığı iftirasıyla jurnallenen, suçsuz bulunduğu halde yine de sürülenler vardı. 1905’te bombayla 26 kişiyi alanen öldüren suikastçı yabancıya gelince, o asılmadı, hayır, sadece iki sene hapis yatıp çıktı. Çünkü o, iftirayla asılıp sürülen, sahipsiz bir Osmanlı tebaası, bir sarf malzemesi değildi. Hattâ Abdülhamit tarafından affedilip, işe alınıp gizli ajan olarak 500 altın harcırahla Avrupa’ya yollandı. Baş jurnalci İzzet Paşa, iftirayı bombalı suikastte şehzadelerin veya Jön Türkler’in parmağı olduğunu söylemeye kadar vardırdı. Amacı fırsattan istifade birkaç kişiden daha kurtulmaktı.
Devlet maliyesi yabancı kontrolündeydi. 1881’de kurulan Düyun-u Umumiye ile Reji idaresi devletin altı temel gelirine, damga vergisi, alkollü içki, balık, tuz, tütün ve ipek, el koyuyor, iç ve dış borçlar tahsil ediliyordu. Abdülhamit’in 12-13 karısı, 50 cariyesi vardı, Düyun-u Umumiye’den kalan parayı sayısı 5000 kişiyi bulan Hanedan keyfince harcıyor, yetmezse Galata bankerlerinden borç alıyorlar, geri ödemiyorlardı. Jurnalcilere bol keseden saçılan altınlar çabası. Borçlar geri ödenmeyince simsarlar yabancı devletlere başvurdular. Fransa, ödeme için gönderdiği notanın dikkate alınmaması üzerine Kasım 1901’de donanmayla asker çıkarıp Midilli adasını işgal etti. Borcun ödenmesi ve Fransa’ya dini/siyasi imtiyazlar verilmesiyle işgal kalktı. Ertesi yıl Osmanlı’nın korsan saldırılarını engelle(ye)memesi üzerine İtalya, Osmanlı toprağı olan Yemen’i bombaladı. Osmanlı devleti, tazminat ödeyerek korsanlığı engelleme sözü verince saldırı sona erdi. ABD ülke genelinde misyoner okulları açmaya başlamıştı, bazıları bölücü isyanları açıkça destekliyordu. ABD, çeşitli talepleri karşılanmayınca Beyrut limanını ablukaya aldı. Abluka kaldırıldı ama Osmanlı yine tazminat ödedi. Rusya, Ağrı dahil birçok şehri işgal etti. Bazı topraklar Berlin Anlaşması’yla İran’a verildi. Makedonya beş parçaya ayrıldı.
Mukaddermiş harabisi bu dünyanın bu Yıldız’dan!*
Hazine tamtakırdı. Hükümet, çareyi vergileri arttırmakta buldu. Yüzde 12.5’luk Aşar Vergisi, %25’e yükseltildi. Ödeme alınmasından valiler sorumluydu. Vergi ödemeyenin malına mülküne el konuyor ama toplanan vergiler İstanbul’a gönderilmeyip çoğu zimmete geçiriliyordu. Zengin Valiler sıklıkla vergi ödemiyordu. Osmanlı Devleti, 30 yıl süreyle en önemli gelir kaynaklarını alacaklı ülkelerin kurduğu Reji İdaresi’ne bırakmıştı. Reji alım fiyatını çok düşük belirlediğinden onbinlerce çiftçi perişandı. Kaçakçılığın cezası ölümdü. Reji’nin kolluk güçlerinin 41 senede 20 bin kişiyi öldürdüğü tahmin edilmektedir. Halk bu adaletsizlikten, fakirlikten yıldı. 1906-1907 yıllarında Erzurum başta olmak üzere pek çok şehirde vergi isyanları çıktı, isyanlar Makedonya ve Musul’a sıçradı. 1907’de Bitlis’te deprem sonrası halka sahip çıkılmayarak tam tersi zulmedilmesi sonucu burada da isyan başladı.
Giderek daha fazla insan muhalefete katılıyordu. İttihat ve Terakki’nin yeniden Meşrutiyet ilanı talepleri halktan yoğun destek bulmaya başlamıştı. 3 Temmuz 1908’de Resneli Niyazi Bey, Binbaşı Eyüp Sabri Bey (Akgöl) ve Enver Bey başta olmak üzere İttihat ve Terakkî yanlısı subaylar, Meşrutiyet talebiyle Manastır ve Selanik’te ayaklandı. Abdülhamit onların üzerlerine defalarca ordu yollamasına rağmen, ordudaki subaylar da artık Terakki yanlısı olduğundan ayaklanma bastırılamadı. 7 Temmuz’da Abdülhamit’in has adamı Şemsi Paşa öldürüldü. 22 Temmuz’da Meşrutiyet yanlısı birlikler, Manastır Fevkalade Kumandanı olarak görevli bulunan Müşir Fevzi Paşa’yı esir aldı. 23 Temmuz günü atılan 21 pare top atışı ile Manastır’da Meşrutiyet yönetimi İttihat ve Terakki tarafından ilan edildi. Durum Yıldız Sarayı’na telgraflarla bildirildi, halk İstanbul’da resmen Meşrutiyet ilan edilmezse saraya yürüyeceklerini söyleyerek Yıldız’ı telgraf yağmuruna tuttu. Sonunda askere söz geçiremediğini anlayan, Şemsi Paşa ve Fevzi Paşa’yı da kaybedince elinde başka güç kalmayan II.Abdülhamit, pes etmek zorunda kaldı.
24 Temmuz 1908’de II.Meşrutiyet resmen ilan edildi. Halk sokaklarda kutlama yapıyordu. Yeniden Meclis toplandı. Derhal seçimlere gidildi. Seçimlerin başlıca iki partisi İttihat ve Terakki ile liberal görüşlü Ahrar’dı (Hürriyetçiler). Seçimleri İttihatçılar kazandı. Yeni Meclis-i Mebusan 17 Aralık 1908’de çalışmalarına başladı.

Hürriyet, Adalet, Müsavat, Uhuvvet
Özgürlük, Adalet, Eşitlik, Kardeşlik
8 Ağustos 1909’da Kanûn-î Esasî üzerinde yapılan bir dizi radikal değişiklikle padişahın yetkileri azaltıldı. Padişaha meclisi kapatma yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetki koşullara bağlamış ve üç ay içinde yeni seçimlerin yapılması zorunlu hale getirilmişti. Artık vekiller heyeti (bakanlar kurulu) meclise karşı sorumluydu. Meclisten güvenoyu alamayan vekillerin ve hükûmetin görevi sona eriyordu. Meclis başkanını padişah değil, meclis kendi seçiyordu. II. Meşrutiyet’le ülkemizde ilk defa parlamenter sistem uygulanmaya başlanmıştır. Ayrıca toplantı özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerden bazıları anayasaya eklendi. Fakat bu hak ve özgürlüklerin efendice kullanılmasına uygun koşullar henüz doğmamıştı.
Sıra jurnal kurbanlarının kurtarılmasına gelmişti. İttihat ve Terakki istisnasız genel af ilan etti, cinayet gibi ağır suçlardan mahkum edilen binlerce kişi de sorgusuz sualsiz serbest bırakıldı. Bu kararın berbat sonuçları bir seneye kalmadan anlaşılacaktı.

İkinci Meşrutiyet’in ilânı üzerine hafiye teşkilâtı hakkında pek çok şey yazılmıştır. Söylentiye göre hafiyelerin arasında en alçakları, Sakallı Mehmed ve Fehim Paşalar’ın takımlarında toplanmıştı; bunlar işi jurnalcilikten çıkararak paşalarının hırslarını tatmin için çalışan bir ırz ve namus düşmanı çete haline gelmişlerdi; Fehim Paşalılar’ın en rezil siması, Beyoğlu’nda muhabbet tellâllığından yükselen Süreyya’ydı, Meşrutiyet’in ilânında izini kaybettirerek Avrupa’ya kaçtı. En namlı hafiyelerin bir kısmı sürgüne gönderilmiş, hapse atılmış, Fehim Paşa’nın kendisi Bursa’da halk tarafından linç edilmiş, Kabasakal Mehmet Paşa cinayet dahil sayısız suçu sabit görüldüğünden asılarak idam edilmiştir.
Zulm-ü sultana sükut etmemek isyan gibidir!
Çub yeyip of dememek nimete şükran gibidir
Etmeli hapse girip nefye giderken de dua!
Çünkü sultana dua baisi gufran gibidir!
Hep dua eyleyelim: «Rabbim akıllar versin!»
Yılda yüz bin kişi bir vehmine kurban gibidir!
Şair Eşref
Sultan’ın zulmüne susmamak isyan sayılır!
Çubukla dövülüp of dememek nimete şükran sayılır
Etmeli hapse girip sürgün edilirken dua!
Çünkü Sultan’a dua günahların bağışlanması sayılır!
Hep dua edelim: «Rabbim akıllar versin!»
Yılda yüz bin kişi bir endişesine kurban sayılır!
Şair Eşref
* Şair Eşref, bu mısra üzerine jurnallenerek tutuklanmış, kuyruklu yıldızın dünyaya çarpacağı haberlerine ilişkin, “Mukaddermiş harabisi bu dünyanın bu yıldızdan” yazdığını ama yanlış anlaşıldığını söyleyerek kurtulmuştur (tek seferlik)
Kaynakça:
. İki Devrin Perde Arkası-Teşkilat-ı Mahsusa Başkanı Hüsamettin Ertürk, Samih Nafiz Tansu, İlgi Kültür Sanat, İstanbul 2016
. Yıldız ve Jön Türkler, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Gizli Tarihi, Süleyman Kani İrtem, Temel Yayınları, İstanbul 1999, s.72-73
. Üç Devirde Bir Adam, Fethi Okyar, Tercüman Tarih Yayınları, İstanbul 1980
. II. Meşrutiyet öncesinde aydınlar ve madalyalı vurguncular, 26.11.2021, İsmail Bozkurt, https://www.bodrumgundem.com/2021/11/26/ii-mesrutiyet-oncesinde-aydinlar-ve-madalyali-vurguncular-ismail-bozkurt-bodrum-gundem-yazilari/
. Yıldız ve Jön Türkler, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Gizli Tarihi, Süleyman Kani İrtem, Temel Yayınları, İstanbul 1999
. Enver Paşa maddesi, https://istanbulansiklopedisi.org/handle/rek/10014
. "İstanbul'un Paşa Semtleri: Kabasakal Mehmet Paşa, Sultan Abdülhamid'in uğruna can vermişti" başlıklı kupür, İstanbul Ansiklopedisi, Reşad Ekrem Koçu, https://istanbulansiklopedisi.org/handle/rek/26717
. gastearsivi.com
. https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ttihat_ve_Terakki
. https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0kinci_Me%C5%9Frutiyet
. https://tr.wikipedia.org/wiki/II._Abd%C3%BClhamid_d%C3%B6nemi_Osmanl%C4%B1_tarihi_(1903-1909)
İlk yorum yapan siz olun