Son güncelleme tarihi 16/07/2026
Nisan ayıydı. Henüz Lozan’da barış antlaşması imzalanmamış, İtilaf Devletleri’nin İstanbul’daki askerleri çıkarılamamıştı. Aylar süren görüşmelerde yabancı devletlere, yeni kurulan BMM Hükümeti’nin gücünü kabul ettirmek mümkün olmamıştı. İstikrar için dışarıda ve içerideki muhataplara, muhaliflere uzun vadeli, sağlam bir plan sunmak gerekiyordu.
Meclis’te vekil seçimleri yapılacaktı. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin, Halk Fırkası’na (Partisi) dönüşmesi kararı alındı. 8 Nisan 1923’te BMM’de ülkenin idaresi ve Halk Fırkası tüzüğüne rehber teşkil edecek Dokuz Umde (Dokuz İlke) kabul edildi. Bu ilkeler ülkenin acil ihtiyaçlarını karşılamak üzere birçok uzmanın görüşü ve İzmir İktisat Kongresi sonuçlarına göre belirlendi. Özetle:
İlke 1- Egemenlik kayıtsız koşulsuz milletindir. Tüm eğitim, idare ve kanunlar bu esasa göre düzenlenir.
İlke 2- Saltanatın kaldırılması kararı kesindir.
İlke 3- İç güvenlik sağlanacaktır.
İlke 4- Adalet sistemi hızlı işletilecek, bilimsel kanunlar çıkarılacaktır.
İlke 5- Çiftçiye ve Ziraat Bankası’na destek. Aşar Vergisi kaldırılacak. Eğitime destek, sağlık ve sosyal yardıma öncelik.
İlke 6- Askerlik süresi kısaltılacak. Okuma-yazma bilenlerin görev süresinde indirim.
İlke 7- Emekli subaylar, gaziler, dul ve yetimlerin sefaletine son.
İlke 8- Devlet daireleri denetlenecek. Memuriyet kanunla düzenlenecek.
İlke 9- Harap olan ülke onarılacak. Bağımsızlık barışla mümkün. Barış antlaşması, ancak bu kurallar gözetilirse imzalanabilir.
Mustafa Kemal Paşa 9. maddeyle, yeniden başlayacak barış görüşmelerinin esaslarını da belirlemiş oluyordu.
Bu arada içeride ilginç bir gelişme yaşandı. Bir hafta bile geçmeden (12-13 Nisan’da) eski İttihat ve Terakki Fırkası (İTC) üyeleri gizlice kendi aralarında toplanırlar. Bu toplantıda parti olarak yeniden faal duruma geçip, idareyi ele alıp Mustafa Kemal Paşa’yı kendileri lider atamak gibi bir karar çıkar. Paşa’ya tekliflerini yazılı olarak sunarlar. Yetmezmiş gibi, ayrıca kendi dokuz ilkelerini belirlerler. Milli Mücadele’ye kelle koltukta başlayan, “Savaşı kazanamazsam beni asarsınız.” diyecek kadar çaresiz dönemleri atlatan Mustafa Kemal Paşa için bu seçenek sözkonusu dahi değildir.
Teknikman 1923 yılında İTC diye bir parti yoktur. İTC, İstanbul’un işgali üzerine 1 Kasım 1918’de kendi kendini resmen feshetmiş, liderleri yurtdışına kaçmış, üyeler hemen ardından Teceddüt Fırkası’nı kurmuş, o da bir sene sonra kapanmıştır. Milli Mücadele’ye inanan İTC üyeleri, ki Ankara Hükümeti’nin çoğu İTC kökenlidir, kurulan Meclis’te vekil olarak veya memuriyetlerde zaten görev yapmaktadır. Şehitlerin kanı kurumadan alternatif düzen peşinde koşmak yersizdir.
Henüz Cumhuriyet ilan edilmemişti. Mustafa Kemal Paşa’nın ünvanı “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi” diydi. Padişah, kral veya halife gibi heybetli bir ünvan sayılmaz. Osmanlı tebaası, 600 yıldır köle sayılmaya, mutlak güçle idare edilmeye alışıktı; Meclis Başkanı veya Reis ünvanı belli ki muhalefetin gözünü korkutmamıştı. Cumhuriyet’in ilanı gecikirse, muhalefetin daha da güçlenmesi kaçınılmazdı.
Mustafa Kemal, İTC’nin bazı hırslı üyelerinin yeniden iktidara gelmeyi deneyeceğinden emindi. Nisan’daki toplantıyı ciddi tehdit olarak gördü. Birkaç gün sonra Meclis’te, Hıyanet-i Vataniyye Kanunu (Vatana İhanet Kanunu) çıkarılarak Dokuz Umde haricinde siyaset yapmak yasaklandı. Böylece başta eski İTC üyeleri olmak üzere muhalefetin, Milli Mücadele Hükümeti’ni devirmeye kalkması önlendi.
Kaynakça:
. Dokuz Umde, İhsan Güneş, 30 Mart 2021, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/647/Dokuz-Umde
. Milli Mücadele'de İttihatçılık, Erik Jan Zürcher, Bağlam Araştırma Dizisi, İstanbul 1995
İlk yorum yapan siz olun