İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

1909 – 31 Mart Vakası

Son güncelleme tarihi 30/05/2026

31 Mart Vakası, miladi takvimle 12 Nisan 1909 gecesi başlayan, 25 Nisan’da Hareket Ordusu tarafından bastırılan gerici ayaklanmadır. Okuyacağınız yazı çoluk çocuğa uygun değildir.

II.Meşrutiyet ilan edileli henüz bir sene geçmemişti. İstanbul adeta kaynayan kazandı. II.Abdülhamit yanlıları ile karşıtları, boks maçındaki rakipler misali karşı karşıyaydılar. Meşrutiyet’in ilanıyla II.Abdülhamit’in 33 sene boyunca yaptığı tüm hainlikler neredeyse unutulmuş, kel ölmüş sırma saçlı olmuştu. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) hızlı fakat tedbirsiz kadrolaşması siyasi ortamı geriyordu. Cemiyet, ordunun emir-komuta zincirini bozmamak adına, askerlerin partiye üye olup Meclis’te vekillik yapmasına karşıydı. Vekil olmak isteyen askerler, askerlik mesleğinden istifa etmeliydi, fakat bu onlar açısından büyük bir riskti. İstifa etmeye niyetli olanlar, bu riske karşılık rütbe ve kıdemlerinden yukarıda kadrolar talep ediyorlardı, İTC ise bu tip talepleri karşılamakta gönülsüzdü.

Meclisteki Türk vekillerden bazıları Padişah yanlısı ve kurt politikacılarken, İttihatçılar henüz politikada acemiydi. Okuryazar ve siyaseten aktif olmaları sayesinde İTC’ye ve seçimlerle Meclis-i Mebusan’a çok sayıda farklı etnik kökenden vekil katılmıştı. Toplam 288 vekilden sadece 147’si Türk, 141’i yabancı kökenliydi. Farklı etnik kökendeki Osmanlı tebaası kendini Osmanlı hissetmiyor, bağımsız olacakları günü iple çekiyorlardı. Bir Rum vekil mecliste “Ben ancak Osmanlı Bankası kadar Osmanlı’yım!” diye bağırdı (Osmanlı Bankası İngiliz ve Fransız ortaklığıdır). Meşrutiyet sonrası bir Yunan vekilin Yanya’yı ziyareti sırasında Osmanlı bayrakları açılmadı.

Yabancı devletler, ordunun zayıflığından istifade ederek kendilerine paylar kopardılar. Ekim 1908’de Avusturya-Macaristan, Bosna Hersek’i ilhak etti, Bulgaristan bağımsızlık ilan etti, Girit Yunanistan’a katıldığını duyurdu. Tüm Balkanlar’da çeteler birbiriyle ve Osmanlı’yla çatışıyordu. Ortadoğu’da halk isyanları ancak halk taleplerinin kabulü ve mevcut yöneticilerin değişmesiyle yatıştırılabiliyordu. Ülke toprakları kapanın elinde kalıyordu.

Hürriyet elbette hak arama hürriyeti demekti. Uzun süredir yabancı işverenlerin ağır koşullar altında çalıştırdıkları işçiler greve başladı. İzmir, Beyrut ve Selanik’te, İstanbul’da Reji İdaresi’ne ait sigara fabrikasında ve tramvay şirketinde grevler yüzünden işler aksıyordu. Tıbbiyeliler, Harbiyeliler bu kez de İttihat ve Terakki’nin yanlışlarını söyledikleri için gözaltına alınıyor, neyse ki sürülmeyip sadece birkaç ay hapsedilip salıveriliyorlardı.

İç karışıklıklar ve irtica tehlikesi
Halihazırda Padişah’tan beslenen geleneksel kadrolar mevkilerini koruyor, eski mutlak Padişahlık düzenine geri dönmenin planlarını yapıyorlardı. Padişah karşıtı olan ama İttihatçılar’ın keyfi uygulamalarını eleştirenler de vardı. İttihat’ı fazla batılı bulan, dinin elden gittiğini savunan gerici sayısı az değildi. Hürriyet ortamından faydalanıp İslam propagandası yapan gazeteler, din adamları çok çirkin bir dille şeriat talep ediyor, Meşrutiyet’e karşı halkı isyana kışkırtıyor, bazıları kışlalara gidip bizzat askeri galeyana getirmeye çalışıyordu. Said-i Nursi (Said-i Kürdi)’yle sınırlı kalmamak üzere ayrılıkçı etnik unsurlar gericilerle kolkolaydı. Bunları kısmen yabancılar da fonluyordu. Meşrutiyet’in ilanından birkaç ay sonra İstanbul’da irtica yanlısı bir takım küçük ayaklanmalar meydana geldi ancak kısa sürede bastırıldı.

taksim eski topçu kışlası
Taksim’deki eski Topçu Kışlası

İttihat ve Terakki Cemiyeti, bu tip isyanların bastırılması veya bir başka görüşe göre Padişah’ın İstanbul’daki ordusuna karşı güç bulundurmak veya yaklaşan Bulgar tehdidine karşı İstanbul’u takviye etmek amacıyla Selanik’ten Avcı Taburları’nı getirmiş, Taksim Meydanı’nda Topçu Kışlası’na yerleştirmişti. Fakat onlar farkına varmadan islami propaganda bu askeri taburlar arasına da sinsice sızmıştı.

Medreseliler askere alınmaya direniyor
İttihat ve Terakki ise medreselileri askere almak istiyordu. Medreseliler Osmanlı devrinde hep askerden muaf tutulmuştu. Okuma yazma bile bilmeyenler “ulemayım (ilim adamıyım)” deyip askere gitmiyordu. Bu durum büyük haksızlık yaratıyordu. İrticacılar sağda solda cihat güzellemesi yapar ama “Sen git savaş o zaman” dendiğinde kendini yerden yere atıp “ben gitmem ulemayım” der (benzer davranışları 2025 yılında Ortadoğu’da zülüflü arkadaşlarda gördük.). Onbinlerce kişi askere alınmak istenmelerine, hiç değilse askerlikten muafiyetlerinin devamı için okuma yazma şartı getirilmesine bile tepkiliydi. Bu yüzden ilk hedefleri Harbiye Nazırı Ali Rıza Paşa olacaktı.

Ordu genelde eğitimsiz alaylı askerlerden oluşurdu. İttihat ve Terakki orduyu gençleştirmek ve eğitimli subayların sayısını arttırmak istiyordu. Elbette bunu yapmanın makul yöntemleri vardı ama cemiyet tedbirsiz davrandı. Bazıları yıllarca orduya büyük hizmetler vermiş değerli subayların, sırf yaşı ileri diye orduyla ilişiği kesildi. Aynı şekilde kadrolaşma yüzünden kusuru bulunmayan devlet memurları da tazminatsız işten el çektirildi. Binlerce kalifiye memur, işsiz ve büsbütün parasız, kahve köşelerinde çıkış yolu düşünmek zorunda kaldı.

6 Nisan Gazeteci Hasan Fehmi’nin öldürülüşü

Gazeteci Hasan Fehmi Bey

Tüm bu karmaşa arasında, 6 Nisan 1909 günü Serbesti gazetesi başyazarı, hem Terakki hem Abdülhamit’e muhalif Hasan Fehmi Bey, Galata Köprüsü üzerinde subay kıyafetli biri tarafından sırtından vurularak öldürüldü. Olay İstanbul’da büyük bir protesto gösterilerine yol açtı. Dârülfünun (İstanbul Üniversitesi) gençliği ayaklandı, Bâbıâli’ye (hükümet merkezi) yürüyerek sadrazamdan katilin bulunmasını istedi. Katil hiç ortaya çıkmadı, velakin gazetecinin muhalif yazıları nedeniyle olay İttihatçılar’ın üzerine yıkıldı. Hasan Fehmi’nin cenazesi, 30-40 bin kişinin katıldığı Meşrutiyet karşıtı bir gövde gösterisine dönüştü. Süvariler gelip kalabalığı dağıttı ama İslami basın yatışmıyordu. Kıbrıslı eski bir ayyaş olan Mehmet Derviş, Derviş Vahdeti rumuzuyla Volkan isimli gazetede Meşrutiyet, modernlik, karma okullar hatta şapka takanlar hakkında iğrenç yazılar yazıyordu, bir dinci dernek kurdu. İngiliz ajanı olduğu söyleniyordu. Birtakım din adamları kahvede Karagöz oynatanlar hakkında bile atıp tuttu, kahveler basılıp ortalık dağıtıldı. Birkaç gün geçti.

31 Mart’ta Avcı Taburu Ayaklanıyor (12 Nisan)
Taksim’deki 4. Avcı Taburu, 12-13 Nisan 1909 gece yarısı (Rumi takvimle 30 Mart’ı 31 Mart’a bağlayan gece) başlarında çavuşları olmak üzere ayaklanmış ve kışladaki komutayı ellerine geçirerek subaylarını hapsetmiştir. Sabaha doğru askerler Topçu Kışlası’ndan çıkıp Sultanahmet’e ilerlerken isyan diğer kışlalara yayıldı. Onlara Padişah yanlısı sarıklılar katıldı. Sayısı üç bini bulan isyancılar “Şeriat isteriz” sloganlarıyla Sultanahmet meydanındaki Meclis binasını işgal etti. Adalet Bakanı Nazım Paşa linç edildi, Bahriye Nazırı Rıza Paşa ayağından vuruldu, Lazkiye vekili Emin Arslan Bey öldürüldü. Gericiler aslında kendilerini askere almaya niyetlenen Harbiye Nazırı’nın peşindeydiler, ellerinde önceden hazırladıkları hedef listesiyle sokaklarda geziyorlardı. Yolda rastgele karşılaştıkları üniformalı subay ve öğrencileri öldürdüler. İttihatçı yayınevleri yağmalandı.

Hükümet isyancı kalabalığı yatıştırmak için kolluk kuvvetlerini kullanmak yerine, onların taleplerini dinlemeye karar verdi. Sarıklılar, şeriatın en katı haliyle uygulanması, kabine değişikliği (Kıbrıslı Kamil Paşa’nın Sadrazamlığa getirilmesi) İttihatçılar’ın Meclis’ten atılması ve hatta sınırdışı edilmesi, yerlerine din adamlarının alınması, eğitimli subayların ordudan atılması, atılan alaylı askerlerin geri alınması, kız okullarının kapatılması ve kendilerine özel af talep ediyordu. İsyancılar affolundu ama terör bitmedi. Gericiler çeteler halinde Beyoğlu’na inip halka sataştı, halktan çok kişi yaralandı. Bazı kaynaklara göre isyanın ikinci günü, asilerin sayısı 30-35 bine çıkmıştır.

İstanbul’daki boşluğu haber alan Erzurum ve Erzincan’da yobaz askerler, yeşil bayraklar kuşanarak şeriat talebiyle kumandanlarına isyan ettiler. Bursa’da mollalar ve halk benzer taleplerle ayaklandı. İsyanlar yerel güçler ve politikayla hızlıca bastırıldı. Adana’da fırsattan istifade Ermeniler ayaklandılar, çok acı olaylar yaşandı.

II.Abdülhamit vahşeti izlemekle yetiniyor
İsyanla başa çıkamayan Hüseyin Hilmi Paşa kabinesi istifa ederek, iktidarı “sahibine” bıraktı, yani Padişah’a. Peki eşkiyalar başkenti basar, devlet memurlarını, günahsız vatandaşı öldürürken II.Abdülhamit ne yapıyordu? Hiçbir şey. Çünkü Meclis zaten onun meclisi değildi, vekillerin veya kulların onun nezdinde değeri yoktu. Elinin altındaki 30 bin kişilik Hassa Ordusu’na müdahale izni vermeyip kışlada bekletti. Hassa Ordusu’ndan da çok sayıda asker isyancılara katıldı. İki gün sonra 15 Nisan’da Deniz Binbaşı Ali Kabuli Bey, kaptanı olduğu Asar-ı Tevfik zırhlısının erlerini isyana katılmaktan men etmesi üzerine, uykusunda yakalanıp esir edilerek Yıldız Sarayı’na götürüldü, Abdülhamit’in gözü önünde katledilip ağaca asıldı. Bir karikatür, bir kelime yüzünden 33 yıl boyunca yüz binlerce insanı zindana attırıp sürdüren II.Abdülhamit, istese bu vahşete engel olabilirdi, olmayıp izledi. İsyan işine geldi. Hatta, huzuruna çıkan asilere kulüp sigarası ikram edip ellerindeki sancağa Mecidîye nişanı taktığı söylenir. Cinayetlerin gecesinde isyancı askerlerle Padişah’a bağlı Yıldız Muhafız Kıtaları toplanıp eğlence düzenlediler.

İsyana karşı Hareket Ordusu yola çıkıyor
İsyana dair sayısız farklı kaynaktan telgraf, Edirne, Selanik ve Manastır’daki 2. ve 3. Ordu birliklerine yağıyordu. Durumun basit bir güvenlik sorunu olmadığı, yaygın bir gerici başkaldırı yapıldığı sonucuna varıldı. Haberleri teyit için Edirne’den İstanbul’a tebdili kıyafet iki kişi gönderildi, emin olundu. Milletin özgürlüğü tehlikedeydi. Acil müdahale kararı verildi. Selanik’te genel seferberlik ilan edildi, subaylar Hareket Ordusu adıyla emirlerindeki birlikleri topladılar.

15 Nisan’da İttihat ve Terakki’nin Selanik Merkezi Umumisi, Padişah’a telgraf çekerek Padişah tarafından seçilmeden atanan yasadışı Tevfik Paşa kabinesini tanımadıklarını, çekilmesi gerektiğini, aksi halde ordunun İstanbul’a yürüyeceğini ifade etti. Aynı gün Hareket Ordusu, 1700 asker ve gönüllülerle Selanik’ten trenle yola çıktı. Bu birlikleri beş piyade, bir topçu alayı, iki süvari bölüğü ve bir makineli tüfek bölüğünden kurulu kuvvetler takip etti. Ordunun kumandanlığını Hüseyin Hüsnü Paşa, kurmay başkanlığını ise Yüzbaşı (Kolağası) Mustafa Kemal üstlendi. İstanbul’a yaklaşan Hareket Ordusu’nun mevcudu 15 bini bulmuştu, özgürlük ve halk yanlısı amaçlarını açıklayan bir beyanname yayınlayarak dağıttılar. Bu süre zarfında İstanbul on gün gerici isyancıların kontrolünde kalmıştı. 71 asker katledildi, halk sokağa çıkamaz hale geldi, naaşlar günlerce yerden kaldırılamadı. Buna rağmen Padişah hükümeti, Hareket Ordusu’na gelmelerine gerek olmadığını, geri dönmelerini söylüyordu.

Önde ortada Mahmut Şevket Paşa, solda Hüseyin Hüsnü Paşa, sağda Ali Rıza Paşa (Sedes), arkada soldan Ahmet Sedat Bey (Doğruer), İsmet Bey (İnönü), Hafız Hakkı Bey, Enver Bey

20 Nisan’da Hareket Ordusu Yeşilköy’e vardığında kumandanlar değişti. Komutayı Mahmut Şevket Paşa ile Kurmay Binbaşı Enver Bey devraldılar. Ordu 23 Nisan 1909 günü isyancılara karşı yaklaşık 29 bin kişilik bir kuvvetle taarruza başlandı. İstanbul’da sıkıyönetim ilan edildi. İsyancıların üslendikleri kışlalar top ateşiyle yıkıldı. Asilerin elebaşı Arnavut Hamdi Çavuş İngiliz elçiliğine sığındı. 25 Nisan’da isyan tamamen bastırıldı. Eşkiyalar yakalanıp asıldı. Harekât Ordusu’ndan 97 şehit verilmiş 160 asker yaralanmıştır. İsyandan sorumlu tutulan II.Abdülhamit, 27 Nisan’da Meclis’te oybirliğiyle alınan kararla tahttan indirildi, ertesi gün maiyetindeki 38 kişiyle birlikte Selanik’e sürüldü, yerine kardeşi V. Mehmet Reşat padişah oldu.

Ağabeyi V. Murat’ı deli diyerek ölene dek Çırağan’da hapseden II.Abdülhamit, kardeşi Mehmet Reşat’ı da hapsetmişti. 65 yaşındaki yeni padişah V. Mehmet Reşat, gençliğinden beri ev hapsinde tutuluyordu. Evden çıkamamış, seyahat edememiş, kardeşi dahil kimseyle görüştürülmemişti. Öz kardeşi Abdülhamit’i 19 sene boyunca görmemişti.

Hareket Ordusu’ndaki cesur subaylardan bazıları sonradan Cumhuriyet’i kuracak kadroları oluşturacaktı: Mustafa Kemal, İsmet, Ali Fethi, Kazım, Rauf Beyler ve daha niceleri, ömürlerini ülkemizin kurtuluşuna adadılar. Biz onları Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Fethi Okyar, Kazım Karabekir, Rauf Orbay adlarıyla tanıyoruz.

Hareket Ordusu’nun başında İstanbul’u kurtaran Mahmut Şevket Paşa ve Resneli Ahmet Niyazi Bey gibi kumandanlara halk desteği sonsuzdu. Gittikleri her yerde “hürriyet kahramanları” olarak sevgiyle karşılandılar. Sonraki yıllarda Mahmut Şevket Paşa, Harbiye Nazırı (Savunma Bakanı), sadrazam, müşir (Mareşal) ve Ayan Meclisi vekili oldu. Paşa’nın gücü ve ıslahat fikirleri Terakki’nin kifayetsiz sivil liderlerini endişelendirmeye başladı. Ya Paşa ordunun desteğini alarak idareyi ele geçirirse? Neyse ki (!) hürriyet kahramanları Resneli Niyazi Bey 1912’de kendi çiftliğinde, Mahmut Şevket Paşa 1913’te İstanbul’da suikast sonucu hayatlarını kaybettiler.

Hürriyet kahramanı Resneli Niyazi Bey yanından ayırmadığı meşhur geyiğiyle, 1908, TTK Osman Ferit Sağlam koleksiyonu

Görevleri nedeniyle İstanbul’da kalan, gözönünde ve kolay hedef haline gelen Mahmut Şevket Paşa’nın aksine, Mustafa Kemal, Enver ve diğer subaylar, 31 Mart öncesi yurtdışındaki resmi askeri görevlerine geri döndüler. Mustafa Kemal’i kurtaran, siyasetten ve gözden uzak kalmasıdır.

31 Mart Vakası’nda şehit edilen askerlerin anısına 1911’de İstanbul Şişli’de Abide-i Hürriyet anıtı inşa edildi ve şehitler oraya gömüldü. Taksim’deki çarpışmalarda şehit olan Binbaşı Muhtar Bey’in ismi vurulduğu caddeye verildi (Şehit Muhtar Caddesi). Mudanya’nın Trilye ilçesinin adı Mahmut Şevket Paşa olarak değiştirildi.

Hasan Fehmi Bey’in öldürüldüğü 6 Nisan, Türkiye’de “Öldürülen Gazeteciler Günü” olarak kabul edilir.

II.Abdülhamit’in dudak uçuklatan yağma serveti
Ülkesi batarken Abdülhamit hiç batmamıştı. 12 karısı, 50 cariyesi vardı. 33 senede tüm Osmanlı topraklarında yasadışı şekilde Hazine malları ve sahipsiz mülkleri kendi üzerine geçirtmek suretiyle 7.756 adet (veya 10.200) gayrımenkul tapusu edinmişti. Bunun için Osmanlı Bankası memuru Agop Efendi’yi sarayda görevlendirmiş, emrine on memur vermiş, önce Paşa, sonra Hazine-i Hassa Nazırı (Hazine Bakanı) yapmıştı. Yalakaları, ödül almak için ülkenin dört bir yanında sahipsiz kalmış arazi, çiftlik, bina ne varsa Padişah’a jurnalliyordu. Karşılığında onlara, üzerine geçirilen sahipsiz mülklerden, veya daha fenası, iftirayla görevinden aldırdıkları kişilere ait hanlar, hamamlar, yalılar, çiftlikler hediye ediliyordu. II.Abdülhamit, Osmanlı tarihinde görülmemiş, kendi paşalarının bile katlanamadığı bu sistematik dalavere sayesinde dünyanın en zengin arazi sahiplerinden biri olmuştu.

II.Abdülhamit’in kendi hesabını bile bilmediği miktarda hisse senedi, yüzbinlerce altın, nakit para ve mücevherden oluşan sonsuz bir kişisel servet edindiği ortaya çıktı. Hisse senetlerinin çoğu yabancı bankalarda ve yabancı şirketlere aitti. Zaten milletin malı olan bu servetin bir kısmı bulundu, el konarak Hareket Ordusu’nun sefer masraflarını karşılamakta kullanıldı.

Üç beş okul yaparak gözleri boyayan II.Abdülhamit, bu okullarda okuyan öğrencileri yıllarca toplu halde hapsetmiş, müebbet küreğe mahkum etmiş veya sürgün etmiştir; çoğu hastalıktan ölmüş, gencecik yaşta ailesinden koparılan, işsiz kalıp sefil olan kimileri aklını kaçırmıştır.

Yıldız Sarayı’nda bulunan nadide kitaplar İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde saklanıyordu. Bunlardan binlercesinin AKP döneminde çöpe atıldığı ortaya çıktı.

Kaynakça:
. https://izzettincopur.com/makaleler/31_mart_ayaklanmasi.html#_ftn114	
. Hareket Ordusu ve Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal, Zekeriya Türkmen, 10 Şubat 2021, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/617/Hareket-Ordusu-ve-Kurmay-Y%C3%BCzba%C5%9F%C4%B1-Mustafa-Kemal
. Dr. M. Galip Baysan, 16 Nisan 2007 Pazartesi, Heddam, https://www.transanatolie.com/Turkce/Turkiye/Osmanlilar/31_mart_1909.htm
. Üç Devirde Bir Adam, Fethi Okyar, Tercüman Tarih Yayınları, İstanbul 1980
. 31 Mart ayaklanması, 13 Nisan 2008, Yalçın Bayer, https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/yalcin-bayer/31-mart-ayaklanmasi-8687361
. Milletin İstiklaline İsyan: 31 Mart Ayaklanması, Rıfat Büyükatak, 13 Nisan 2020, https://tgb.gen.tr/serbest-kursu/milletin-istiklaline-isyan-31-mart-ayaklanmasi-29591
. Enver Paşa, Cilt 2, Şevket Süreyya Aydemir, Remzi Kitabevi, 2018
. 31 Mart Vakası, Nâsır Yüceer, 6 Aralık 2020, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/160/31-Mart-Vakas%C4%B1
. Asar-ı Tevfik Korveti Süvarisi Binbaşı Ali Kabuli Bey nasıl katledildi? 11.02.2004, https://www.denizeskisi.com.tr/asar-i-tevfik-korveti-suvarisi-binbasi-ali-kabuli-bey-nasil-katledildi/
. II. Abdülhamid dönemi Osmanlı tarihi (1903-1909), https://tr.wikipedia.org/wiki/II._Abd%C3%BClhamid_d%C3%B6nemi_Osmanl%C4%B1_tarihi_(1903-1909)
. Abdülhamit II devrinde hafiye teşkilatı ve hafiyelik, https://istanbulansiklopedisi.org/handle/rek/2851
. Hasan Fehmi Bey maddesi, https://istanbulansiklopedisi.org/handle/rek/29375
. https://tr.wikipedia.org/wiki/Meclis-i_Meb%C3%BBsan_3._d%C3%B6nem_mebuslar%C4%B1_listesi
. https://tr.wikipedia.org/wiki/31_Mart_Vakas%C4%B1
. Ekonomik krizden zengin çıkan bir padişah: II. Abdülhamid, 14.12.2008, Soner Yalçın, https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/soner-yalcin/ekonomik-krizden-zengin-cikan-bir-padisah-ii-abdulhamid-10563262
. Sultan 2. Abdülhamid'in mal varlığı tapuda saklanıyor, 07 Kasım 2016, Yıldız Nevin Gündoğmuş, https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/sultan-2-abdulhamidin-mal-varligi-tapuda-saklaniyor/680153
. Abdülhamit'in Serveti, 13.05.2024, Kerim Öztürk, https://www.haberalp.com/abdulhamitin-serveti
. https://www.mahfiegilmez.com/2022/05/ii-abdulhamid-ve-osmanl-maliyesinin.html
. II.Abdülhamit’in Serveti ve Hazineyi Hassa’dan Yapılan Bağışlar, 18.07.2022, İsmail Bozkurt, https://www.bodrumgundem.com/2022/07/18/ii-abdulhamitin-serveti-ve-hazineyi-hassadan-yapilan-bagislar-ismail-bozkurt-bodrum-gundem-yazilari/
. https://kulturenvanteri.com/yer/taksim-topcu-kislasi/

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir